15 Temmuz 2016 akşamı, Ege'de bir sahil kasabasındaydım. Arkadaşlarımla beraber yemek yiyordum. Saat 8.30 sularıydı, İstanbul'da olan oğlum telefon etti. Dedi ki, "baba, köprünün bir tarafı kapalı." Ben de dedim ki, "oğlum, herhalde yol bakım çalışması yapıyorlardır, ondandır." "Pek ona benzemiyor" dedi, kapattı.

Biraz daha zaman geçti, yemek biraz daha ilerledi, sohbetin koyulaştığı bir sırada ikinci telefon geldi: "Baba, yok, öyle değil. Askerler köprüde yolun bir tarafını kapatmışlar."

Bu ikinci telefon gelince... Türkiye'de olmuş bütün askerî müdahalelerin, müdahale demek doğru değil, bütün darbelerin içinde yaşamış, izlemiş biri olarak ben bir gerildim. Kalkıp arkadaşlara da durumu izah ettim, eve döndüm. Televizyonun başına geçtim. Ondan sonra tabii epey bir süre uyumak mümkün olmadı.

Ne olduğunu başta anlayamadık. Tam bir felaket sahnesiydi: uçaklar bombardıman yapıyor, askerler dolaşıyor, çatışmalar çıkıyor, bütün Türkiye birbirine girmiş, herkes nefesini kesmiş ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Herhalde bu sahneleri hepimiz hatırlıyoruz...

Gece yarısı durum netleşti. Darbeyi yapanlar bir bildiri yayınladılar; altına "Yurtta Sulh Konseyi" adını attılar. Sonra anlaşıldı ki bunlar FETÖ'cü ve FETÖ Türkiye'yi ele geçirmek için bir darbe yapmaya kalkmış.

Akabinde uzun bir müddet bir tartışma başladı. "Bu bir tiyatro" diyenler oldu. Ben onlardan değildim. Ben hatta bunu çok vahim ve Türkiye'nin adeta işgaline yeltenilmiş bir hareket olarak görüyordum.

Şimdi, "Asırlık Gece" adı altında TRT'de belgesel dizi formatında bir şey yayınlandığını görünce oturdum, izlemeye karar verdim. Dizi halen devam ediyor, bugüne kadarki kısmını izledim.

Aslında çok başarılı yapılmış bir dizi. Gerçekten tam bir belgesel ile prodüksiyonu çok iyi, birbirine bağlamışlar. O günleri tekrar net olarak gördük, unuttuysak tekrar hatırladık. Ve ne kadar feci bir gecenin içinden geçtiğimizi, bugün yaşadığımız Türkiye'yi bir daha asla bulamayacağımız bir durum olduğunu gördük. Bu dizinin yapıldığına da, doğrusunu isterseniz, memnun oldum. Çünkü halkımızın bir bölümü tarafından unutulmaya yüz tutmuştu...

Bu olaya bu kadar karşı olmama, bunu asla tiyatro addetmememe rağmen, bugüne kadar gördüklerime göre dizinin içinde bir iki yer var ki, bu dizinin benim gönlümdeki, gözümdeki itibarını çok fena düşürdü.

Bir kere, bu dizide FETÖ yapılanmasının, örgütünün dış bağlantılarıyla ilgili en ufak tek bir bağlantı yok. Sanki Türkiye'de bir imam kalkmış, bir örgüt kurmuş, ondan sonra da o örgüt orduyu, polisi, vesaireyi ele geçirmiş ve bir gece Türkiye Cumhuriyeti devletini darbeyle ele geçirmeye çalışmış gibi anlatıyor. Ama gerçek bu değil ki! Bunun dış destekçisi var.

Dış destekçisinin kim olduğunu anlamak istiyorsanız, önce Fethullah Gülen'in bütün bunlar yapılırken nerede olduğunu hatırlayacaksınız. Hangi devlet tarafından korunduğunu, muhafaza edildiğini, ondan sonra senelerce istenmesine rağmen iade edilmediğini hatırlayacaksınız ve bileceksiniz. Dizi bu dış bağlantıları görmemiş.

Bir vahim şey daha var: iç bağlantılarını da görmemiş. "Ne istediler de vermedik" diyen siyasi aklı hiç dahil etmemiş. Sanki bu adamlar kendi kendilerine bir takım sınavlardan geçip, oradan bir yapılanmaya gitmiş gibi görünüyor. Öyle değil ki! Bütün bu sınavlar yapılırken, bütün bu soruların çalınması sırasında, bu devleti idare edenler hiçbir şey yapmamışlar. Gördükleri zaman da, belki de, ve bunu "belki de" takısıyla söylüyorum, işimize gelir diye onları korumuşlar. Şimdi bunları da bu dizi göstermiyor. Bu, dizinin kıymetini düşüren ikinci konu.

Ama en vahimi, bir de kalkıp tam ters köşe yapmaları. Dizinin içinde bir konuşmacı kalkıyor, bu işin CHP'nin katı laikliğinden olduğunu söylüyor. Cümlesini birebir not almadım, ama söylediği buydu. Aman Allah'ım! FETÖ'yü CHP'ye bağlamaya, daha da vahimi laikliğe bağlamaya kalkıyor. Bu olabilecek şey değildir!

Buna söylenecek tek sözüm var. İsmet Paşa rahmetli hayatta olsaydı derdi ki:

Hadi canım sen de...

İlhan Göğüş