YENİ PARTİ ÖLÜ DOĞDU. İki metni yan yana koydum: Yeni Parti'nin tüzüğü ile Cumhuriyet Halk Partisi'nin tüzüğü. Kabaca bir karşılaştırma bu, ama sonucu kabaca değil.
Bu metinde yazdıklarımın tamamı benim kişisel siyasi değerlendirmemdir, kimse hakkında bir suç isnadı değildir. Süren yargı süreçlerinin sonucunu takdir etmek mahkemelerin işidir, benim değil.
İkisi de aynı zihinsel yapıdan çıkıyor. Yeni Parti'nin tüzüğü, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Özgür Özel döneminde yapılan tüzük değişikliklerinin ürünüdür: genel başkanlık düzeni, olağanüstü kurultay eşiği, parti meclisinin büyüklüğü ve aday belirleme yöntemleri o metinden aynen taşınmıştır. İkisi de sosyal demokrat olduğunu söylüyor, ikisi de Cumhuriyet'in temel ilkelerine sahip çıktığını söylüyor.
Bence bunun bir sebebi de var. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurultayını geçersiz sayan mahkeme kararı çıkmasaydı, bugün Yeni Parti'de olan pek çok isim, hâlâ Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde olurdu. Yani bu ayrılık bir fikir ayrılığından doğmadı, bir hukuki ve idari krizin ardından doğdu. Tüzüklerin bu kadar birbirine benzemesinin sebebi de bu: ayrılan, bir düşünceden değil, o anki konjonktürden ayrıldı.
Asıl fark, tek bir yerde toplanıyor: kuruluş maddesinde. Cumhuriyet Halk Partisi'nin tüzüğü, birinci maddesinde hâlâ 9 Eylül 1923'e, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne, Kuvâ-yi Milliye'nin devamı olma iddiasına bağlanıyor. Yeni Parti'nin tüzüğünde birinci madde yalnızca adı, adresi ve amblemi tarif ediyor. Kuruluş tarihi yok, soyağacı yok. (Basında sık yazılanın aksine, "Altı Ok" ibaresi Yeni Parti'nin tüzüğünde yer almıyor; altı ilke tek tek sayılıyor ama bu adla anılmıyor. Amblem ayrı bir mesele: Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesi, sicile kayıtlı bir partinin amblemini bir başkasının aynen ya da karıştırılmaya yol açacak şekilde kullanmasını zaten yasaklıyor; Altı Ok CHP'nin tüzüğünde tanımlı amblem ve bayrak olduğuna göre, onu amblem olarak almak Yeni Parti'nin elinde değildi. Ama tüzüğüne bu ibareyi yazmasının önünde hiçbir yasal engel yoktu; nitekim parti programında ifade doğrudan geçiyor. Buradaki boşluk bir mecburiyet değil, bir tercih.)
Bunu küçük bir ayrıntı sanmamak gerekir. Bir partinin nereden geldiğini söyleyip söylememesi teferruat değildir. Bunu söylemesi ya da söyleyememesi, o partinin ne olduğunu belirler.
Bunun pek çok örneği var. Cumhuriyet Halk Partisi'nden bugüne kadar kopan onlarca parti arasında kalıcı bir siyasi ağırlık kazanabilenler yok denecek kadar az: Demokrat Parti tek parti dönemini bitirip on yıl iktidarda kaldı, Demokratik Sol Parti 1999'da birinci parti çıkıp Ecevit'i başbakan yaptı, 1985'te kurulan Sosyaldemokrat Halkçı Parti ise 1991'de bir koalisyon ortaklığı deneyimledi. Geri kalanı ise siyasi hafızada tabela partisi olmaktan öteye geçemedi.
Bunu bir kez de kendim yaşadım: 2002'de, Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılarak kurulan Sosyal Demokrat Halk Partisi'nin kuruluşunda yer aldım. Sosyal Demokrat Halk Partisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) hiç giremedi.
Buradan sorduğum soru şu: Yeni Parti bu birkaç istisnaya mı yakın duruyor, yoksa iz bırakmadan geçip giden çoğunluğa mı? Aynı zihinsel yapıya, aynı ilkelere sahip iki parti varsa, Yeni Parti hangi seçmen kitlesine hitap edecek, ve hangi üstünlükle çıkacak seçmenin karşısına? İki parti aynı kitleye sesleniyorsa, biri diğerinden neden daha iyi bir seçim olsun?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 11 Kasım 2025 tarihli iddianamesiyle açılan ve İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 9 Mart 2026'da görülmeye başlayan dava, son yılların en büyük yolsuzluk davalarından biri. Bu davanın nasıl sonuçlanacağını ben bilemem; bilmek de bana düşmez, hükmü mahkemeler verir. Bu davayı burada anmamın sebebi, sonucu hakkında bir kanaatim olması değildir: Yeni Parti'nin siyasi takvimi, sonucu henüz belli olmayan bu yargılamanın takvimine bağlanmış durumda.
Yeni Parti'nin kurucuları arasında Ekrem İmamoğlu yok. Parti kurulduğunda tutukluydu ve resmî olarak kurucu sıfatı taşımıyordu. Ama bu partinin kuruluşunun onun siyasi ağırlığından bağımsız okunamayacağı da açık. Bunu benim çıkarımım olarak sunmuyorum: İmamoğlu 25 Temmuz'da yayımladığı metinde "Yeni Parti Genel Başkanımız Özgür Özel ile yürüyelim arkadaşlar" diyerek partiyi açıkça sahiplendi. Benim baktığım yer burası: siyasi ağırlık merkezi süren bir yargılamanın içinde olan bir parti, kendi siyasi takvimini kendisi kurmuyor demektir. Bu, kimsenin suçluluğuyla ilgili bir tespit değildir; partinin siyaset üretme kapasitesiyle ilgili bir tespittir.
Bu partinin kuruluşunda, Cumhuriyet Halk Partisi'nin yüz yılı aşkın birikimini bir yük olarak gören bir siyasi yaklaşım var. Onun yerine, dört eğilimi birleştirme iddiasındaki ANAP benzeri bir yapı kurulmaya çalışılıyor.
Üstelik bu hedef bir varsayım değil. Yeni Parti, kuruluş gününde, kendi programında bunu zaten ilan etti: solcusundan sağcısına, milliyetçisinden özgürlükçüsüne kadar geniş bir kesimi "Türkiye İttifakı" adıyla tek çatı altında birleştirme hedefini. Ama aynı partinin tüzüğünde, Cumhuriyet Halk Partisi'nden devralınmış bir parti makinesi duruyor, aynı seçmen kitlesine seslenen bir kimlik duruyor, kuruluş maddesinde hiçbir soyağacı yok. Sorun, bu geniş çatıyı kurup kuramayacakları değil; onu tam da bu tüzükle, bu kimlikle kurmaya çalıştıklarında ortaya çıkan gerilimdir. Bu, ileride ortaya çıkacak bir risk değil; kuruluşun kendisinde, daha ilk günden var olan bir çelişkidir.
Sonuç: Yeni Parti, ölü doğmuş bir partidir.
Bunu, dışarıdan bakan biri olarak değil, çok uzun yıllardır CHP'nin içinde bulunan ve bir kez de CHP'den ayrılarak yeni bir yol denemiş biri olarak söylüyorum. Mesele kimin daha güçlü göründüğü değil. Mesele, bir partinin nereden geldiğini söyleyip söyleyemediği.
İlhan Göğüş
Bu metin 26 Temmuz 2026 tarihinde yazılmıştır.